Bestecilik dünyanın en zevkli uğraşlarından biridir. Bir odada yapayalnızken bir enstrümanın üzerine eğilerek ezgiler oluşturmanın tadı dünyada hiçbir şeyle ölçülemez.
Hele bu bestelerin kitlelere ulaştığını, yüz binlerce kişinin hep bir ağızdan söylediğini görmek bir besteci için sevinçlerin en büyüğüdür. Ben kendimi şanslı besteciler arasında sayıyorum.
Stockholm’deki yalnız yıllarımda, evimin yanındaki karlı ormanda dolaşarak oluşturduğum “Karlı Kayın Ormanı”, Paris’te bir akşamüstü bestelediğim “Yiğidim Aslanım Burda Yatıyor” ve bunun gibi birçok beste hem kitlelerin yüreğinde yer tuttu hem de dünyanın çeşitli yörelerinde çok büyük solistler tarafından farklı dillerde seslendirildi.
Kendimi hiçbir zaman sadece yorumcu olarak görmedim. Ben bir ses sanatçısı değilim. Kendi bestelerimi ve müthiş geleneğimizden seçtiğim bazı deyişleri seslendiriyorum. Ne yazık ki Türkiye’de besteci ve yorumcu ayrımı pek fazla yapılmaz.
Bir bestenin kalitesi nasıl anlaşılır? Yaygınlık bu işteki tek ölçü müdür? Elbette hayır. Bir bestenin en büyük sınavı zamandır. Eğer bir beste yıllara dayanabiliyor, bestelendiğinden yirmi otuz yıl sonra hâlâ söyleniyor, hatta kuşaktan kuşağa aktarılıyorsa sınavı geçmiş demektir.
Son yıllardaki konserlerimde bestelerimi söyleyen gençleri görünce içimin ısındığını itiraf etmeliyim. Çünkü bu parçalar bestelendiğinde o gençler daha doğmamıştı. Zaman içinde bu besteler benim olmaktan çıktı, halkın malı haline dönüştü. Bu da beni sevindiren başka bir gelişme oldu.
Bu türkülerle insanlar sevindi, hüzünlendi, ağladı, nişanlandı, evlendi, ölülerini andı. Dolayısıyla ezgiler yaşamlarının bir parçası haline geldi. Babalarının ölüm yıldönümünde mezar başına gidip onun en sevdiği besteyi söyleyen ailelerle karşılaştım. “Karlı Kayın Ormanı” ile aşk ilan edenleri dinledim.
Sevgili Uğur Mumcu’nun çok sevdiği “Yiğidim Aslanım Burda Yatıyor” adlı bestem, onun trajik ölümünün ardından adeta bir Uğur Mumcu ağıdına dönüştü. “Vurulduk Ey Halkım Unutma Bizi” şiirimin onun adıyla özdeşleşmesine tanıklık ettim. “Memik Oğlan” ile ağlayanları, “Güneş Topla Benim İçin” ile coşanları gördüm.
Zeki Müren’den Maria Farandouri’ye, Sezen Aksu’dan Joan Baez’e, İbrahim Tatlıses’ten Udo Lindenberg’e, Kibariye’den Liesbeth List’e kadar çok geniş bir sanatçı yelpazesinden şarkılarımı dinleme mutluluğuna eriştim.
İstanbul, Ankara, Bodrum, Atina, Rodos, Lizbon ve Barselona’daki müzikhollerde şarkılarıma rastladım. Bir bestenin dağdaki çobanla kentteki profesörü aynı duyguda birleştirmesine tanık oldum. Bu ezgilerin yaşaması, ben öldükten sonra da sürmesi en büyük dileğimdir. Bir halkın türkü dağarcığına birkaç ezgi eklemek onurların en büyüğüdür.
Yıllardır konservatuvar öğrencilerinin, yabancı müzisyenlerin ve müzikhollerde türkü söyleyen arkadaşların nota istekleriyle karşılaşırım. Elinizdeki bu seçki, isteyen kişilerin ezgileri doğru armonilerle seslendirmesine yardımcı olma amacı taşımaktadır.
Emeği geçenlere ve en başta kardeşim Ferhat’a teşekkür ederim.
Zülfü Livaneli
İstanbul, Ocak 1998
| Ekleyen | Onur Türk 🇹🇷 🇦🇿 |
| Eklendi | May 21, 20:10 |
Duvar